Meğer beni kaybediyormuşum

Altı yıldan fazla süredir yaşadığım İstanbul’dan ilk defa bu kadar uzun süredir ayrıyım, uzaktayım. Doktorumun ifadesine göre normal bir insana yüklenemeyecek derecede antibiyotik tedavisi gördüm. 21 günden fazla sürdü, bütün dengem alt üst oldu. 

Bütün gıdaların hatta suyun bile tadı, kullandığım ilaçlardan dolayı değişti. Bu değişim benim için tahammül edilemez bir durumdu. Öyle ki günden güne iştahım azaldı, yemek yiyemez, su içemez hale geldim. Ağzıma ne atsam acı, tatsız ve çok rahatsız edici bir hisse kapılıyordum. Beni her gün görenlerin bile artık şaşkınlıkla dillendirmeye başladığı şekilde hızla kilo vermeye, halsizleşmeye başladım. Direncim her geçen gün hızla düştü.

Tedavimi takip eden doktoruma İstanbul’da tek başına kendime bakamadığımı ve ailemin yanına gideceğimi söylediğimde kendisinden çok fazla uzaklaşmamam ve her hafta kontrole gitmem gerektiğini söyledi. Öyle ki beni ilk kez muayene ettiği gün, “sen bitmiş tükenmişsin, seni hastaneye yatırmalıyım, kaybedecek vaktim yok” demişti. Doktorun “Kaybedecek vaktim yok” diyerek rahatsızlığımı sahiplenmiş olması hoşuma gitmişti o an ama durumumun hastaneye yatırılacak kadar ağır olduğu gerçeğiyle yüzleşmek beni korkutmuştu. İşi gerekçe gösterip hastaneye yatmayı kabul etmemiş, ağır bir antibiyotik tedavisiyle hastalığı ayakta atlatmaya razı olmuştum. Hastanede yatarak tedaviyi kabul etmediğim için kendime sonradan çok kızdım.

Aydın’a gideceğim gün yaklaştıkça var olan direncimin de son damlasına yaklaştığını hissediyordum, uçak biletini bir gün önceye çekebildim ama o gün havalimanına gidebileceğimden bile emin değildim. Sadece sırt çantası alabildim yanıma, içine de taşıyamam diye çok az eşya koydum çünkü kendimi zor taşır hale gelmiştim. Annem, “Taşıyamayacağım için valiz almadım yanıma” dediğimde durumumun ne kadar vahim olduğunu anlamış. O gün ev ile havalimanı arasındaki yol, İstanbul’dan İzmir’e uçuş bitmek bilmedi.

İzmir’e iner inmez mis gibi Ege havasıyla biraz kendime geldim, o geceyi İbrahimler’de geçirdim, Kader’in yaptığı tarhana çorbasıyla uzun bir aradan sonra ilk defa bir şeyler yemeye başladım. Ertesi gün Aydın’a geçip kendimi annemin şefkatli kollarına bıraktım. Yaklaşık bir aydır annemin yanındayım, bu süreçte iki defa İstanbul’a kontrole gittim. Sıcak anne yemekleriyle; ailemin, eşin dostun alakasıyla yavaş yavaş toparlıyorum kendimi. Sohbet etmek, iş -güç dışında başka konulardan konuşmak, geçmiş günlerden bahsedip anıları tazelemek insana ne iyi geliyormuş. Beni ilk defa görenler hâlâ şaşırıp “Evren hasta mısın, niye bu kadar çöktün?” deseler de ilk günkü gibi olmadığımın farkındayım. Buraya ayrıntılarını yazamadığım çok zor süreçlerden geçtim, inanılmaz rahatsızlıklar yaşadım, yaşamaya da devam ediyorum ama iyiye gittiğimi de hissediyorum.

Sağlık bozulunca, insan ağır bir hastalık yaşayınca yaptığı bütün planlar ve kurduğu düzen bir anda boşa gidiyor. Dünya telaşı içinde koştururken fena halde tökezledim  ve günlük yaşam düzenim sekteye uğradı. Ciddi anlamda hastalanınca yapmaktan keyif aldığım uğraşların çoğunu yavaş yavaş sonlandırmak zorunda kaldım. O psikolojiyle insan önce kendini, sağlığını düşünüyor. İki adım atıp soluk soluğa kalınca, otururken bile yorulup iki saat yatma ihtiyacı duyunca, öksürüklere boğulup konuşamamaya başlayınca ve bedenini taşıyamayacak halde halsizleşince gözümde hiçbir şeyin kıymeti olmamaya başladı. Bütün bunları göz önünde bulundurunca “sanırım bu da benim ikinci hayatımın başlangıcı” diyorum. İnsanın hayata, kendisine, yaşadıklarına, yapmak istediklerine, gelecek planlarına dair bakış açısı ister istemez değişiyor.

İstanbul’a ne zaman dönerim bilmiyorum, gerçekten direncimin yerine geldiğine inandığımda evime dönmeyi istiyorum. Artık şunu yapacağım, buraya gideceğim gibi planlar kurmuyorum; beni zihnen ve bedenen yoracak işlerle uğraşmaktan kaçınıyorum, kaçınacağım da. Bu süreçte bol bol kitap okumaya çalışıyorum. Ziya’nın hediyesi Montaigne’nin dört ciltlik Denemeler’i sayesinde harika bir yolculuğa çıktım. Diğer yandan da Murat Gülsoy’un Büyü Bozumu: Yaratıcı Yazarlık kitabını okuyorum. Bir de başlayıp yarım bıraktığım üçüncü öykümü tamamlamaya çalışıyorum.


e-vren günlüğü sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

6 Comments

  1. Cok gecmis olsun Evren. Agir bir donem olmus.🙁 Annenin, sevdiklerinin yani en guzel ilac, ne guzel yapmissin. Rabbim hayirli sifalar versin, insallah en kisa zamanda toparlanirsin.

  2. Şu an öğrendiklerim beni çok üzdü Evren oğlum. Dilerim yavaş yavaş da olsa sağlığına kavuşursun oğlum. Belki yazmışımdır, bir senedir benim kızım da hasta.Artık yeni yeni iyileşiyor. Tekrar acil şifalar dilerim yavrum.

  3. Geçmiş olsun dileklerimi sunmak istiyorum. Bir kez tanışmış olmamıza rağmen seni severek takip ediyorum. O güzel enerjini yakın zamanda geri kazanman dileğiyle 🙏🏻

Bu yazıya katkı sunun