
Yanlış hatırlamıyorsam, henüz üniversite birinci sınıftaydım. Bir bayram günüydü, evlerine bayramlaşmaya gittiğimiz akrabamızın kızı hangi bölümde okuduğumu sorduğunda “Edebiyat” demiştim. “İyi de hangi edebiyat bölümü, mesela ben Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümünde okuyorum?” demişti. O gün o kızın uyarısıyla cevabımı “Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü” diye düzeltmiştim. O gün bugündür de mezun olduğum bölümü söylerken buna hep dikkat ederim.
Pamukkale Üniversitesi TDE Bölümü ikinci sınıftayken bölümümüz bir şairi davet etmiş ve bir şiir dinletisi düzenlemişti. Ben de o dinletide Can Yücel’in Bağlanmayacaksın şiirini okumuştum. Konuk edilen şair, aynı zamanda bir doktordu ve dinletiyi sunan hocamız doktorların arasından yazar ve şairlerin çok çıktığını söylemişti. Bunun sebebini de doktorların insanla, insan bedeni ve ruhuyla çok yakından ilgilenmelerine, bu durumun da onları yazmaya, üretmeye itmesine bağlamıştı. Zaman içinde çoğu yazar ve şairin hayatını incelediğimde farklı meslek gruplarından olduklarını, herhangi bir edebiyat eğitimi almadıklarını fark ettim. Ancak hepsinin ortak noktası çok okuyup yazmaları ve edebi eserlerle olan sıkı bağlarıydı.

Örneğin romanları son dönem çok satan yazarlardan Ahmet Ümit, kamu yönetimi bölümü mezunu. İnci Aral da resim-iş bölümünde eğitim gördü. Tarık Buğra ise önce tıp sonra hukuk okuyup onları yarıda bırakıp edebiyat fakültesinde soluğu aldı ancak bu bölümden de mezun olamadan ayrıldı.
“Edebiyatçı” kavramı kimileri için “yazar, şair” anlamına gelir; kimileri için de edebiyat mezunu veya edebiyat öğretmeninin kısa ifadesidir. Edebiyatçı unvanıyla anılmak, yazar veya şair olmak için edebiyat bölümü okumaya heveslenen çok kişiyle karşılaştım. Bunların bir kısmı, bölümde okumaya başlayınca ya edebiyattan soğudu ya da bu bölümü yazdıklarına pişman oldu.

Geçen yıl İFSAK’taki söyleşide kendisini dinlediğim İnci Aral da “Ben edebiyatçı, yazar olmak isteyen gençlere, özellikle 14 – 15 yaşındakiler ‘ben edebiyat fakültesine gideceğim’ dedikleri zaman ‘sakın gitme’ diyorum. Seni orada boğar öldürürler. Çünkü çok eski bir öğrenim var. Orada yeni yeteneklere fırsat verecek, yazar olmaya özendirecek bir yapı yok. Küflenmiş bir müfredat, eski edebiyat, bunlar var. Oradan çıkan bin kişiden 1 kişi ancak yazar olabiliyor. Git, diyorum kimya oku, tarih oku, ne okursan oku ama edebiyat okuma.” demişti. Bu konuda kendisine katılıyorum. Usta bir şair olmak; romanlar, hikâyeler yazıp yazar olmak için Türk Dili, İngiliz Dili veya başka herhangi bir dilin edebiyatı okunmaz, okunmamalı da.
Bunları düşünürken altKitap‘ın her yıl düzenlediği öykü ödüllerinde eserleri yayımlanmaya değer bulunan isimlerin eğitimlerini merak ettim. 2018 yılının yarışmasında öyküleri seçilen isimler arasında sınıf öğretmenliği, İngilizce öğretmenliği, Türkçe öğretmenliği, sosyoloji, hukuk, reklamcılık, gazetecilik, metalurji mühendisliği bölümlerinden mezunlar var. 2018 seçkisine öyküleri girenler arasında sadece iki kişinin Amerikan Kültürü ve Edebiyatı Bölümü ile Karşılaştırmalı Edebiyat Lisans Programından mezun olduğunu gördüm.
Bütün bunlar iyi eserler üretmek, başarılı edebi ürünler ortaya koymak, kısacası ille de edebiyatçı olabilmek için edebiyat bölümünde okumak gerekmediğinin bir özeti.
e-vren günlüğü sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
güzel bir yazı teşekkürler.