
BEN Mİ KABİLİYETSİZİM, YOKSA KABİLİYET DENEN ŞEY BAŞKA BİR ŞEY Mİ?
Şu kaderin işine bakın ki daha geçen hafta Pamukkale Üniversitesi’nden eski hocam (Yrd. Doç.) Turgut TOK’la akademik kariyer yapma üzerine konuşmuştuk.Yeni Türk Edebiyatına olan ilgimden, Prof. Dr. İsmail ÇETİŞLİ’nin yanında yüksek lisans yapmaktan, ÜDS puanından, LES sonuçlarından dem vurmuştuk. Gönül elbette İsmail ÇETİŞLİ gibi bir hocanın yanında yüksek lisans yapmayı isterdi ama Pamukkale Ü. cehennemine bir daha dönmeyeceğimi Turgut Hocam da ben kadar iyi biliyordu. Ve cevabım üzerine akademik kariyer planlarım yeniden gözden geçirildi.
Öyle ki, ben aylar öncesinden yine bu sayfalarda Yeni Türk Edebiyatından yüksek lisans yapmak istediğimi yazmıştım. [Bkz.]
Yine kaderin şu cilvesine bakın ki daha 2 gün önce ADÜ’den bir hocamla odasında benim kabiliyetsizliğim üzerine konuştuk. Bilgilerim noksandı, hiç çalışmıyordum, bilgilerimi aktaramıyordum ve kariyer yapacağım diye yırtındığım Yeni Türk Edebiyatında kabiliyet denen üstün vasıftan yoksundum :) Beş Hececiler’in ismini bile bilmiyordum.
Öyle ki, değerli hocam sınıftan bir arkadaşla kıyaslıyor beni ve diyor ki: “O bile senden yüksek aldı.” Dönüp bakıyorum: “Bu mu!” İnanılır gibi değil ama gerçek. Benim bir ayda okuduğum kitabı o arkadaş bir yılda anca okuyor. İnanmazsanız karşınıza alıp bir konuşturun bizi :)
Kaderin şu işine bakın ki tekrar (!) bu arkadaşın sınav günü duvar kenarına oturup Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatının sınıflandırılmış şemasını oldugu gibi duvara yazdığını öğreniyorum.Bense ezberleyememişim onlarca şahıs isminden oluşan şemayı. Ağacı çizmişim ama meyvelerini yerleştirememişim. Resim konusunda ilkokuldan beri “kabiliyetsiz”imdir zaten.
Sınav kağıdıyla tescillenen bu kabiliyetsizliğim sonucunda geçen hafta Pamukkale Ü. Fen Edebiyat Fakültesi’nde Turgut Hocamın odasında yeniden inşa ettiğim gelecek planlarımı ADÜ Fen Edebiyat Fakültesi’nde tekrar değiştiriyorum:
Madem öyle, haydi Evren askere ! LES’e girmiş bulundum artık ama kaç puan gelirse gelsin kullanmak yok; hele hele Mayıs’taki LES’e asla girmek yok. Ne tezli ne tezsiz, Yüksek Lisans’ın hiçbir türünü yapmak yok. Günde 150 sayfa kitap okudun da noldu ? Aynen devam et, askerde 500’e çıkarır aradaki mesafeyi kapatırsın. Asker dönüşü git bir dershanede çalış, olmadı MEB’te öğretmen ol ama sakın üniversitede kariyer yapma !
Yine yine şu kaderin cilvesine bakın ki annem Safiye Sultan benim hep üniversitede kalmamı isterdi. Öğretmen olmamam konusunda Safiye Sultan’la hemfikirken bir noktada ayrılıyoruz: İyi de ben, profesör de olmak istemiyorum :)
Kader işte: Bugün edebiyatın, sinemanın, tiyatronun dev isimleri, zamanında “kabiliyetsiz” olarak nitelendirilmişlerdir. Ama onlar bunlara kulak asmadan bildiklerini okumaya devam etmişlerdir. “Ben kendimden eminim, yine de kendime güveniyorum” dediğimde, “bunun da başlı başına bir sorun” oldugunu söyleyen hocama rağmen, ben yoluma devam ediyorum.
PEKİ BEN GERÇEKTEN KABİLİYET(SİZ) MİYİM?
Turgut Hocam, Pamukkale’den ADÜ’ye geçeceğim zaman “Ege Üniversitesine geç, büyük denizde boğulmak daha iyidir.” demişti ve eklemişti: “Sen kariyer yapacak adamsın.”
Bugün yine bir üniversite hocası “kabiliyetsiz, bilgisiz” diyor bana. Kendime olan güvenimi ise ciddi bir problem olarak görüyor.
Victor Hugo adını hiç duymayan kaç genç vardır: Hiç! Peki TDE son sınıfa gelmiş ve Beş Hececilerin kimlerden oluştugunu bilmeyen kaç öğrenci vardır: Biir! O da ben :) Öğretmen her şeyden önce bir psikolog donanımında olmalı diye düşünüyorum 18 yıllık öğrencilik hayatımdaki tecrübelerimden yola çıkarak…
Öğretmen olmayacağım, profesör belki olurum… Ama yarın Ali KIRCA’nın masasında ben oturacağım! Ve bir gün kariyerimin zirvesindeyken ADÜ Fen Edebiyat Fakültesinin bir odasında kabiliyet(siz)liğim konusunda yapılan yorumu gülerek hatırlayacağım. “İyi ki” diyeceğim: Kabiliyetsizmişim :)
—
Bu yazı, ilk blogcu.com’da yayımlandıktan sonra buraya taşındı.