MisAfiR KaLeM{LeR}in Dev İsmi

Bugün 1 Haziran 2009 Pazartesi. Pek çok sebeple iple çektiğim birgündü. Yakın bir zamanda kaybettiğimiz Türk edebiyatının dev isimlerinden Fethi Naci‘nin saygıdeğer eşi Lale Hanım, bu gece e-vren günlüğü’nün yeni MisAfiR KaLeMi olacak; Yalnızlıkı ve eşi Fethi Naci’yi ebediyete uğurladıktan sonraki yalnızlığını anlatacak…

Görev yaptğım lisede eğitim-öğretim dönemini şimdiye kadar yapılmamış bir şeyle sonlandıralım istedik. 11A sınıfıyla çok farkı bir şiir dinletisine imza atmak için harıl harıl çalışıyoruz. Öyle ki sevgili Nur, bizim için Ankara’da stüdyoya Continue reading →

Erteliyorum Her Şey ve Herkesi

İlhan Berk‘in ölüm haberini alır almaz yazmalıydım bir şeyler. Özdemir Asaf‘ı keşfedene kadar en sevdiğim şairdi. Yüksek lisansta onunla ilgili bir projem bile vardı. Yaşayan en büyük şairi Bodrum’daki evinde bulmak zor değildi. Biraz cesaretsizlik etmiştim. Oysa Tarık, bütün bağlantıları sağlayabileceği konusunda beni yüreklendirmeye çalışmıştı. Fethi Naci‘den sonra bu kadar kısa sürede edebiyatta koca bir delik daha…

Öyle tuhaf bir ruh halindeyim ki… Birkaç iyi dostla sohbetin dışında en sıkıntılı dönemlerimden birini yaşıyorum oysa. Kendimi Şahnalı Köyü’ne attım. Yıllar sonra binlerce yıldızın altında uykuya daldım.

Ne çok şey yazdım, sildim, tekrar yazdım. 3-4 gündür önemli olaylar yaşadım ama keyifsizliğim yüzünden kaleme almadım, yayınlayamadım.

Dün gece bir dost’la sohbet ettim, dertleştim. Sabah bloguna girince msn yazışmalarının bir kısmını deşifre ettiğini gördüm. Şaşırdım… e-vren günlüğü, artık farklı bir boyut kazandı, bunu bu kez çok iyi anladım. Yazamadıklarım, başka internet günlüklerinde yer alıyorsa artık benim bir türlü sırrını çözemediğim bu sahiplenme duygusu hepten karmaşık bir duruma dönüşmüş demektir. Bahsi geçen dost’a kızmadım, yanlış anlaşılmasın. Fethi Naci’nin saygıdeğer eşi Lale Hanım‘ın dünkü ikinci yorumunu da okuyunca kafamı toparlamam zor olmuştu. Bu e-yaşam yolculuğunun sonu nereye varacak merak eder oldum.

Bu akşam, o hep ertelediğim, ihmal ettiğim Huzur’a çıkma vakti. Yatsı ezanıyla beraber hasretle yolunu gözlediğim Ramazan, yeryüzünü kuşatmış olacak. 30 gün boyunca ruhsal yönden kendimi güvende hissedeceğim. Bu Ramazan, her teravih namazını farklı bir camide kılmayı arzuluyorum. Ama bir de şu bir türlü neticelenmeyen iş görüşmeleri kesinliğe kavuşsaydı da düzenimi kurmuş vaziyette 11 Ayın Sultanı‘nı karşılamış olsaydım… Anlaşılan bu Ramazan da Aydın’dayım. Hayırlı Ramazanlar :)

Sonra Ben de Çekip Gideceğim Bu Berbat Dünyadan

Bu hayattaki “rolü”nü tamamlamayı, “berbat dünyadan çekip gitmek” olarak tanımlıyordu Lale Kalpakçıoğlu, eşi Fethi Naci‘nin ölümünün 18. gününde kaleme aldığı mektubunda. Milliyet, Ağustos ayındaki KİTAP ekinin hatırı sayılır kısmını “Türk edebiyatının yüzünü ağartan eleştirmeni” dediği Fethi Naci’ye ayırmıştı. Nezihe Meriç, Doğan Hızlan, Cevat Çapan, Tahsin Yücel, Elif Şafak…Füsun Akatlı gibi pek çok edebiyatçı isim, Türk edebiyatının büyük kaybının ardından düşüncelerini Milliyet Kitap‘ta paylaşmışlardı ama öyle bir paylaşım vardı ki, dönüp dönüp onu okudum: Fethi Naci’nin eşinin yazdığı mektup.

“Hiç merak etme” diyordu Lale Kalpakçıoğlu; “Fethi Naci’nin karısı olarak sapasağlam, dimdik yaşamaya devam edeceğim!” Lale Hanım, mektubu kaleme aldığında kocasını kaybedeli 18 gün olmuştu. Babel’in “Odesa Öyküleri”ni okumaya başlamış, sık sık internete girip eşiyle ilgili yazıları, haberleri takip etmiş. “Çok güzel şeyler yazmışlar senin için. Görebilseydin, çok sevinirdin, inan. En güzel güldüğün fotoğraflarını koymuşlar.” diye de devam ediyor mektubuna, adeta “sen yoksun ama aslında hala varsın” dercesine!

Mektup çok içtendi. Yılların yol arkadaşlığı bir gecede son bulmuş, üzerinden 18 gün bile geçmişti. Mektupta beni asıl etkileyen Lale Hanım’ın “Günlerce hakkında yazılar çıktı… Saklıyorum onları” ifadesiydi. Artık hiçbir sabah görülemeyecek bir yüzün, hiçbir zaman duyulamayacak bir sesin ardından onunla ilgili yazıları saklamak… Sanki birgün ya Fethi Naci geri dönerse… Ya da eşi ona kavuşursa diye mi… Sonsuzluğa göçüp giden hayat arkadaşının ardından bir daha dönmeyeceğini bile bile bir şeyleri sanki ona gösterme imkanı olacakmışcasına saklamak… Bu duyguyu anlayabilmek ne mümkün.

Aşk’la yazılan; hüzünle, ayrılık acısıyla şekillenen bu Mektup çok dokundu bana. Ne Elif Şafak’ın “Yokluğu önemli bir boşluk yaratacak” sözü, ne de Nezihe Meriç’in “Naci, Türk edebiyatının aşkıydı” ifadesi Lale Hanımın mektubu kadar etkiledi beni.

Ardımızdan mektup yazacak bir aşkın bize de nasip olması dileğiyle…