Futbol Savaşları

Galatasaray‘ın UEFA kupasını aldığı maç, 90 dakika boyunca seyrettiğim tek maçtı. Geçen akşam büyük bir zaferle sonuçlanan Türkiye-Hırvatistan maçı da isteyerek, bilinçli olarak baştan sona seyretitğim ikinci maç oldu. Maç kültürüne pek sıcak bakmayan biri olarak ya milliyetçilik damarım kabardı ya da popüler kültürün etkisi altına girdim. Mehmet AĞAR‘ın Kanal D Anahaber bülteninde söylediği “Futbol Milliyetçiliği” tanımlamasına ve hemen sonrasında Mehmet Ali BİRAND‘ın “turnuvalardan sonra hemen sönen bir milliyetçilik” yorumuna kesinlikle katılıyorum. Türkiye’nin reklamının yapılması, spordan güzel sanatlara kadar her konuda “en iyi olma” mücadelesi elbetteki desteklenmeli, takdir edilmeli. Öyle ki Eurovision şarkı yarışmalarını önemserken, böylesi büyük bir organizasyona katılabilme başarısını göstermiş Türk Milli Takımının maçlarını önemsememek nankörlük olurdu. Belki bu noktada Orhan Pamuk‘un -altında bir bit yeniği aradığım- Nobel Edebiyat Ödülüne olumsuz bakış açımı bile eleştirebilirim. Sertab Erener, Eurovision 1.si olduğunda duyduğumuz gurur ile Galatasaray’ın UEFA kupasını aldığında yaşadığımız onur duygusu arasında bir fark var mıdır? Şüphesiz yok. Kulvarlar hatta sektörler farklı olsa da kazanılan başarı mutlaka Türkiye’nin milyon dolarlarla ölçülemeyen reklamıdır, ülkemizin imajına olumlu bir katkıdır. Türkiye’nin Hırvatistan karşısındaki galibiyetinin sevincini yüreğimde taşıyarak bu satırları yazarken, -her ne kadar bireysel bir başarı- gibi değerlendirsem de Orhan Pamuk’un Nobel ödülünü neden diğerleri gibi karşılamadığımı da düşündüm. Orhan Pamuk mu yoksa bir Türk yazar mı bu ödülü ald? Dünya o fotoğrafı nasıl algıladı, nasıl yorumladı…

HırWHAT-TÜRKO Savaşı

Abartmak, huyumuzda var. Milletçe çıldırmışken mutevazı değerlendirmeler beklemek pek de akıllıca olmazdı. Ama abarttığımızı düşünüyorum ben yine de. “Viyana kuşatması” tabirine takıldım. 650 yıl önceki Osmanlı askerlerinin heyecanına, çabasına ama buna rağmen hayal kırıklığıyla sonuçlanan mücadelesine gönderme yapılan bu benzetme ne kadar mantıklı? Futbol, modern savaş günümüzde. Artık bu spor dalını böyle görüyorum. Ama Türk tarihinin anlı şanlı mücadeleleri ile bir futbol festivalinin başarısını eşdeğerde görmek bana acımsısızlık gibi geliyor.


Fotoğraflar Kaynak: http://www.euro2008.uefa.com/photos/T=135/gallery.html

hayat’a… e-vren :)

Bütün güzellikler sende

Aşk bendedirdiyor Ümit Oğuzcan.

Yeni bir aşkın yamacındayım. Birilerine göre “yine” bir aşkın yamacındayım. Merak ettiğinde ya da ben sorduğumda cevabım “hayır” oluyor. “Hayır, âşık değilim.” Ben susabildiğim, ağlayabildiğim, mutsuz olabildiğim kadar âşığım. İşte bu yüzden bizim gibiler çok yaşamıyorlar.

Sen “seni seviyorum” deyince bir de “gerçekten çok seviyorum” diye yineleyince “sağ yanağımda gamzem çıkıyor” diyorum. Çünkü ben -kimse kabul etmese de- utanıyorum. {Bu yazıyı Sen’inle başlatıyorum…}

Bir kapri, bir sandalet bir de mahçubiyetimi giyinmeyi seviyorum. Mavi renkte huzur, turuncu‘da kendimi buluyorum :) Saçlarımı jöleyle dağıtmadıkça kendimi iyi hissetmiyorum, bir de patates kızartması yemedikçe doymuyorum. Ne hardal ne ketçap; ben mayoneze bayılıyorum. Bana göre insanoğlunun gıda sektöründeki en güzel icatlarından biri dondurma ve ben kestane şekeri için ölüyorum.

Kabul ediyorum, enerjisi düşük biriyim. İnişleri çıkışları çok fazla yaşıyorum. Güçlüyüm, belki de güçlü görünüyorum ama ben savaşmayı sevmiyorum. Hayatımdakiler için kılıçlarımı kuşanıyorum, tek kendim için yelkenlerimi suya indiriyorum. İki şeyi çok iyi yapıyorum: Hatırlamıyor, anımsamıyorum. Öyle ki bu iki kelimenin eş anlamlı olduğunu bile unutuyorum. Tarkan’ın üstüne “star” tanımıyor, Özgü Namal’a çok gülüyor, Sertap Erener’i en iyi kadın sanatçı kabul ediyorum. Gizli numaralardan gelen çağrılara cevap vermiyor, tanımadığım numaraların çaldırıp kapatmalarına hiçbir zaman geri dönmüyorum. Çaysız yaşayamıyor, Türk kahvesini her sabah mutlaka içiyorum. Hamburger mi Kumru mu diye sorsalar, kesinlikle Pizza diyor; 15 günde bir pizza yemezsem krize giriyorum. Televizyon seyretmiyor, radyomu sahipleniyorum. Bilgisayardan bir şey okumayı sevmiyorum, o yüzden illaki her hafta sonu gazetelere dokunuyorum.

Sessiz geldim, sessiz yürüyorum. Bir düşüp bir kalkıyorum. Babam bana “Evren” derken, “uçsuz bucaksız bir kainat” mı kastetmiş bilmiyorum. Çözemiyorum kendimi, rastgele yaşıyorum. {ve yine Sen’inle bitiriyorum!}

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni RSS abonelik

Shake it up Şekerim / Kenan Doğulu

Büyük bir merak ve heyecandı Eurovision 2007‘de bizi temsil edecek şarkının ne olduğu. Nihayet TRT ekranlarında Kenan Doğulu, çok da iddialı olmayan bir basın toplantısıyla şarkısını sundu Türkiye’ye.

Kenan’ın ingilizce sözlü şarkıdaki ısrarına, Türkçe şarkı istemenin geri kafalılık olduğu yönündeki açıklamalarına tekrar geri dönmek istemiyorum. Şarkı aman aman bir şarkı gibi gelmedi bana. Sertap’ın birincilik şarkısının yerini hiçbiri tutmadı bugüne kadar. Gümbür gümbür bir şarkı değil Shake it Up Şekerim. Ve ne tuhaftır, bir Tarkanvari hava sezdim şarkının söylenişinde, Kenan’ın hareketlerinde vs :) Temsilcimizin İngilizce telaffuzuna ise diyecek yok. Kötü yani.

TRT’de şarkının yayınlanmasından sonra Kenan Doğulu’nun basın açıklamasının birden kesilmesi ayrı bir soru işareti elbette. Adam tam da ingilizce-Türkçe konusuna değiniyordu ki, aniden basın toplantısından günün diğer önemli haberlerine geçildi. Oysa TRT böylesine bir reyting fırsatını kaçırmamalıydı:

Yunanistan’ın şarkısının ismi de Shake it up Maria. Bu kadar tesadüf olabilir. Şarkı, bizimkinden kötü. Hele şarkıcının hareketleri başlı başına komedi. Sertap Erener iyi ki bir omuz sallama hareketi yapmış. Cümle alem sürekli aynı figürü kullanıyor. Bir de Yunanlı rakibimizin bir gerdan kırma hareketi var ki, seyretmeye değer. İnşallah bu figürlerle eurovision gecesi de dans eder de, açık ara farkla Yunanistan’ı geçeriz. Ancak yiğidi öldür hakkını yeme demişler. Yunanistan’daki stüdyo, seyirci, kopmozisyon muhteşem. Görüntüleri seyredince, bizim basın toplantısının basitliği daha iyi anlaşılıyor. TRT illa ki eksik gedik bir iş yapacak. Her şeye rağmen Helsinki de ilk 3 dereceden birini alacağımızı düşünüyorum. 

“TÜRKÇE LAFLAR” GAFI

TRT, bu defa eurovision’da bizi temsil edecek isim konusunda iyi bir karar verdi diye düşünmüştüm ki Kenan Doğulu, söyleyeceği şarkının sözlerinin Türkçe olmasını isteyenlerin eski kafalı olduğu, daha çok insana ulaşabilmek adına şarkıyı ingilizce söylemek gerektiği gibi çok tuhaf bir açıklamada bulunmuştu. Can Dündar, Evet Kenan Doğulu, biz eski kafalıyız biraz! başlıklı bir yazıyla kendi köşesinden gayet yerinde bir cevap vermişti adayımıza. Ardından TDK‘dan da haklı bir tepki geldi: Madem daha çok insana ulaşılmak isteniyor, o zaman Kenan Doğlu şarkısını Çince söylesin. İkibuçuk milyar insan anlayacak şarkıyı düşünsenize.

Kenan Doğulu da, geri adım atıp, yanlış anlaşıldığını, Türkçe diline tutkun ve aşık olduğunu, 16 yıldır müziğin içinde güzel Türkçe’yle konuşmaya, sanatını yapmaya çalıştığını söyleyerek de tuhaf bir savunma içine girdi. Türkçe zaten bir dildi ve Türkçe dili diye de bir tabir yoktu zaten. Eski kafalı demek de Türkçe’ye ve Türkçe yanlılarına ayrı bir hakaretti. Anlayacağınız Kenan’ın Türkçesi gıttı ve ingilizce şarkı söylemesi bir bakıma yerinde bir karardı :)

En acınılası cümle ise hala daha Kenan Doğulu’nun resmi web sayfasındaki haberlerin ilk sırasında yer alıyor: Ama şarkıda Türkçe laflar da olsun istiyorum. Yabancılara öğretebileceğimiz, bir kaç kolay kelime

Kenan Doğlu için Türkçe,gereksiz, boş sözanlamına gelen bir laf’tan, hatta sadece birkaç kolay kelimeden ibaretti. Görünen o ki, ünlü sanatçımız (!) daha laf ve söz arasındaki ayrımı bilmiyor; Türkçe’yi laf’layıp, daha büyük bir gaf’a imza atıyordu.

Ben yine de Türkiye’nin Sertap‘la elde ettiği milyon dolarlık tanıtım şansını bu yıl da kazanmasını istiyorum. Uzun lafın kısası, Kenan’a başarılar diliyorum.