Servet-i Fünun Cesaret(sizliğ)i

Fenlerin Zenginliği anlamına gelen Servet-i Fünun dergisinin bir edebiyat dönemine ismini vermesi ne kadar ilginçse bu dönem şairlerinin bencilliği, içe kapanıklığı, vurdumduymazlığı da bir o kadar ilginç değildir.

Eskiden beri, Divan Edebiyatı ile Servet-i Fünun Edebiyatı özelliklerinin bir kısmını birbirine benzetmişimdir. Ortaya konulan eserlerde halkın yaşayışının bir kenara itilmesi her iki dönemin öne çıkan özelliğidir ancak benim gözümde ikisi arasındaki keskin çizgi de o dönem sanatçılarının yönetime karşı tavırlarıdır. Divan şairleri ne kadar padişah yanlısı, hatta çoğu zaman “yalakalığa” varan bir edebi tutum sergilemişlerse Servet-i Fünuncular da bir o kadar suya sabuna dokunmayan ve padişaha yaranmaya çalışmayan ama onun sinirini de bozmayan bir edebi tavır takınmışladır.

Tevfik Fikret, Servet-i Fünun’u edebi bir dönem haline getirmiştir ama ben asıl onun topladığını dağıtan “dağıtan”ı olumlu manada kullanıyorum şöyle ki Hüseyin Cahit Yalçın‘ın cesur duruşunun Servet-i Fünun içinde unutulmaz bir yeri olduğunu düşünüyorum. O dönem sanatçılarının büyük çoğunluğu padişahın baskıcı tutumuna boyun eğip içine kapanık bir hal almışken Hüseyin Cahit, Fransız İhtilali’ni konu alan makalesini kaleme alma ve dergide yayımlatma cesaretini göstermiştir. Tabi bu cesaret, derginin kapatılmasına ve Servet-i Fünun döneminin sona ermesine sebep olmuştur ancak yine de Türk Edebiyatı adına takdir edilesi bir özgürlükçü davranıştır.

evrengunlugu.net

2010-2011 dönemindeki yayın süresince Acil İhtiyaç Projesi Vakfı‘nı, AİP Vakfı’nın proje ve çalışmalarını gönüllü olarak desteklemektedir.

DENİZLİ GÜNLÜĞÜ

Salı günü Denizli‘deydim. 10 saatlik misafirliğim boyunca yaşadıklarımı anlatmaya nereden başlasam bilemiyorum. Ama ciddi bir itirafla başlamak istiyorum: Denizli Belediyesi, şehircilik anlamında almış başını gidiyor.

Her yıl Eylül ya da Ekim aylarında sağlık karnelerinin vizelerinin yenilenmesi için soluğu Denizli Bağ-Kur’da alıyoruz. Online sisteme geçiş yapan Bağ-Kur, eskisi gibi 3-4 ayrı resmi kurumu dolaştırmıyor. Gerekli bilgileri kendileri öğrenip yaklaşık 15-20 dakikada işlemi tamamlıyor. Unutmadan, Denizli Bağ-Kur’daki memurların nezaketinden dolayı (hepsine değil tabi) teşekkür ediyorum.

Resmi bir dairedeki işimi bu kadar zahmetsiz halletmenin verdiği mutlulukla eski sınıf arkadaşım/bıllam/Hülya Avşar’ım Suzi‘yi ziyaret ettim, çalıştığı etüd merkezinde. Suzi’yle kız verdip oğlan aldıktan sonra {:)} Ramazan’la birlikte şöyle bir Denizli turu atıp, akşamüzeri Eğitim Fakültesi’nin yanındaki Ramazan sokağına eski ev arkadaşım Ferit‘i görmeye gittim. İftar’ı da sözleştiğimiz üzere Suzi ile başbaşa yaptık. Ve hayatımda ilk defa Güllaç’la müşerref oldum. Son iki haftadır hemen hemen bütün televizyonların anahaber bültenlerinde ballandıra ballandıra anlatılan Güllaç’ı yedikten sonra karar verdim: Ne aşure, ne dondurma… Benim bundan sonra başımın tacı Güllaç’tır :)

Yolları, parkları, sanayisi ve Ramazan sokağıyla belediyenin, halkına duyduğu saygı ortadaydı. 14 Ekim’de de Denizlililer doğal gazla buluşmaya hazırlanıyor. Bizim Aydın Belediyesi‘ne buradan duyurulur: Denizli, Denizli olmuş, Aydın’da 3 parkla sezonu kapattık. Ve Ramazan, 2. haftasında -sözde- panayırla uğrayabildi Aydın’a!

Denizli dönüşünde halk olarak hala “asker uğurlama”yı öğrenemediğimizi acı bir şekilde tecrübe ettik. Genç delikanlıyı askere uğurlayan ailenin, garajda otobüsümüzü oyaladığı ve İstiklal Marşımızı katlettiği yetmediği gibi Sultanhisar’a kadar araçlarıyla sağımızdan solumuzdan girip çıkmalarıyla bizi kazaya sürüklediler. Yolcu almak için durulduğunda da cümbür cemaat araçlarından inen aileye şoför dahil yolcular “bize kaza yaptırmaya mı çalışıyorsunuz?” şeklindeki çıkışmalarına asker ailesinin yanıtı epey garipti: “Bizim içeride canımız var, böyle bir riske girer miyiz?”

Oysa bugün bu yazıyı yazamıyor da olabilirdim, “canlarını” askere uğurlamayı bir türlü beceremeyen “birileri” yüzünden.

Uzun lafın kısası: Tebdil-i mekanda ferahlık vardır derler. Denizli’nin Ramazan atmosferini soluyup, sevdiklerimi görüp, Kitap-lık ve Türk Edebiyatı dergilerinin Ekim sayılarını alıp, kafamı dağıtmış bir şekilde “canım Aydınıma” geri döndüm.